anasayfa

             ŞERREFSİZ ILGAZ MAFYASI

             Ilgaz Mafyasını Tanıyalım

      Şenol Ilgaz'a Şişeyi Kim Soktu?

   Eskişehir'deki Vergi Kaçakçılarımız

  Eskişehir'de Adalet Rüşvetle İşliyor

      Hain Dolu Şehrimize Hoşgeldiniz

          Eskişehir Valisi Tutuklanmalı

        Eskişehir'in Antika Kaçakçıları

       Eskişehir'in Toprak Altı Hazine

  Fethullahçı Sahtekar Burhan Sakallı

           Büyükerşen Rüşvetten Yırttı

      Eskişehir Valisi Hainlerin Kuklası

         Yağmalanan Frig Höyüğü İşte

      Ilgaz Mafyasının Kaçak Villaları

      Büyükerşen'in Zamazingo Kitabı

   Asrın Rüşvetçisi Hırsız Büyükerşen

 Kaçakçılık Şubesi Kaçakçılık Yapıyor

  Eskişehir Başsavcısı Azılı Bir Hırsız

               Hakim Sahtekar Olursa

     Cemalettin Sarar Neyin Peşinde?

               İşte Şerrrrefsiz Albay

     Eskişehir Valisi, Tayyip'in Valisi

      Subay Orduevi Çökerse N'olur?

   Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi'ne

  Esk. 1. Asliye Ceza Mahkemesi'ne

    Esk. 1. Sulh Ceza Mahkemesi'ne

    Esk. 2. Sulh Ceza Mahkemesi'ne

                      Sahtekar Berrin

    Esk. 3. Sulh Ceza Mahkemesi'ne

    Esk. 4. Sulh Ceza Mahkemesi'ne

   Esk. 3. Sulh Hukuk Mahkemesi'ne

            Hakim Nevin Bal Bir Hain

Eskişehir Başsavcısı Görevini Yapmıyor

      Hain Başsavcı Şimdi Trabzon'da

          Rüşvetçi Savcı Hasan Gönen

           Ilgaz Mafyasına Mektuplar

        Büyükerşen ve Rüşvetçi Hakim

         Büyükerşen'in Yasadışı İşleri

     Eskişehir Valisi Suçluları Aklıyor

              Büyükerşen'e Mektuplar

       Eskişehir Adliyesinde Skandal

                  Eskişehir'de Adalet

                         İşte Rüşvetin Belgesi

      Sahtekar Rüşvetçi Ayhan Boyer

                    Tayyip'in Vergi Adaleti

    Adli Tıp  Sahte Rapor Düzenliyor

 Hakim mi, Cellat mı? Siz Karar Verin

                     Vah Memleketim Vah...

   Rüşvetçi Büyükerşen'e Harbi Soru

             Bu Bir Cinayet İhbarıdır

      Eskişehir Valisi Yalan Söylüyor

      Adalet, Adalet Olmaktan Çıktı

           Adalet'e Bak, Hizaya Gel

             Adam Değilsin Be Moruk

        

      

 

 

 

 

                               İŞTE ŞERRRRREFSİZ ILGAZ MAFYASI

                                                 ILGAZ MAFYASININ SUÇ DOSYASI

 

                                            ESKİŞEHİR SUBAY ORDUEVİ OLAYI

                  Bu sayfada okuduğunuz olayların, konuların, cümlelerin ve her kelimenin doğruluğunu taahhüd ederim. Yazdıklarımın içinde ADALET'im bir tek yalanımı dahi yakalarsa, şahsıma verilen her cezaya razıyım. Fakat araştırılır da anlattığım her olayın doğru olduğu ortaya çıkarsa, işte o zaman şahsımı linç eden Adaletin her bireyinden hesap sorarım.

                    Konulara girmeden önce kısa bir açıklama yapayım: 20 Temmuz 2002 tarihinde Ilgazlar AŞ Çukurhisar Yonca Asfalt Tesislerinde "bekçilik", aynı zamanda mecbur olmadığım halde bilgisayarlı "TIR kantarı tartımcısı" olarak çalışmaya başladım. Fakat öyle tuhaf şirketti ki, patronlarımın yasadışı işlerine, hırsızlıklarına, cinayetlerine 15 ay sabredebildim. Üstelik işçileri Eskişehir Subay Orduevi'nde bir kolon patlatıldığını söylediklerinde, acıma duygularını yitirmiş bu patronlarla iplerimi kopardım ve işyerimden ayrılmadan, bir çok konularda şahit olduğum yasadışı işlerinin belgelerini toplayarak ihbar etmeye karar verdim. Mafyadan hiç bir farkı olmayan bu işyerinden ve ailemle birlikte kaldığım şantiye içindeki evden,  20 Eylül 2003 tarihinde, Eskişehir Organize Sanayi Bölge Müdürü  Ali İhsan Karamanlı'nın yardımıyla kurtuldum. Şahsıma yardımcı olan  Ali İhsan Karamanlı  inkar ederse, telefon konuşmaları da dahil aramızda geçen tüm konuşmalar ses bantlarında mevcuttur, uzmanlarca incelenmesini talep edeceğim. Burada Ilgaz mafyasının hırsızlıklarına birkaç örnek verelim:

               2003 asfalt sezonunda Ilgaz mafyasına  ait ve ruhsatı olmayan döküntü  Fatih marka kamyonlardan ikisi asfalt taşırken, 06 LFS 70 plakalı kamyonları hiç bir zaman Organize Sanayi Bölgesi TIR PARKI'na asfalt götürmedi. 22 ton asfaltı dahi götüremeyecek olan bu kamyona sahtekarlık yapılarak 34 ton mal yüklendi. Yani faturada. Gelin hep birlikte ve NOTER huzurunda Ilgaz mafyasına ait bu 06 LFS 70 plakalı hurda kamyona 34 ton asfalt yükleyelim, yerinden kımıldayabilecek mi, hep birlikte görelim. Yüz binlerce ton hayali ihracattan 500 tonluk kısım: İşte hayali ihracat(!):

      Ilgaz mafyasının ağzına-yüzüne bulaştırdığı bir başka hayali ihracatı: Beton mikserinde asfalt götüren şerefli bir iş adamına rastladınız mı? Plakaları 34 GZT 89 ve 34 GZT 91 olan iki adet IVECO marka BETON MİKSERİ, Eskişehir Organize sanayi Bölge Müdürlüğü TIR PARKI'na 280 ton asfalt götürdü(!) İşte belgesi:

            Veeeeeeeeeeeeeee   diğeri:

     

              Eskişehir Organize Sanayi  Bölge Müdürü Ali İhsan Karamanlı, 34 plakalı bu iki beton mikserinin fotoğrafını çekerek belgelediğini söyledi. Bu belgeleri ve bilgileri şahsımdan alıp, hainlere dava açacak bir babayiğit var mı acaba? Yok mu?

                Hala "hakaret ettiğimde" ısrarcı mısınız?    Devam edelim:

                     Ali İhsan Karamanlı'nın Bölge Müdürü olduğu Organize Sanayi Bölgesi'nden hırsızlık yapılmıştı ve bunu belgeleyip ihbar etmiştim. Bu hizmetimin karşılığında bu müdür şahsıma iş verdi, ailemle kalabileceğim kiralık bir ev tutmama yardımcı oldu. Sonrasında Milliyetçi duygularım kabardığı gibi, geceleri de uyku uyuyamaz olmuştum. Dört ay boyunca hem çocuklarımın başına gelebilecekleri, hem de Subay Orduevi'nin yıkılabileceğini düşündüm. Çocuklarımı feda etmeye karar verdim ve bir dilekçe yazarak Eskişehir Subay Orduevi Müdürü'nün makamına çıktım, aşağıdaki dilekçeyi teslim ettim:

                               

                                

                            

                     Bu dilekçemden bir ay sonra Ilgaz AŞ'de "kepçe operatörü" olarak çalışan Ali İhsan Sertel ile karşılaştım. Subay Orduevi ile ilgili ihbarımı öğrenen Ilgaz soyadlı ortaklar şahsıma çok sayıda dava açmıştı. Fakat çocuklarımı korumak adına ikamet adresimi her kimseden sakladığım için tebligatlar şahsıma gönderilemiyordu.  Bu mahkemeyi arayıp bulmaya ve davaya katılmaya karar verdim. Ilgaz AŞ'de çalıştığım 15 ay içinde hangi olaylara şahit olduğumu ayrıntılarıyla yazarken, 2004 Nisan ayının ortalarında Eskişehir Subay Orduevi'nden telefonla arandım ve davet edildim.

                    Subay Orduevi'nde şahsımı bir Albay ve iki asteğmen karşıladı. İhbar mektubumla ilgili Genel Kurmay Başkanlığın'dan geldiklerini ve ifademi alacaklarını söylediler. İfade alma işi karşılıklı konuşma ve sohbet havası içinde geçti. İfademi alan şahısın ismi Albay Hüseyin Işık idi. İki asteğmen odada yoktu fakat Subay Orduevi Müdürü Albay Mehmet Gürdoğan sürekli odaya girip çıktı ve anlattığım bir çok konuya müdahale etti. Ne anlatırsam hemen çürütmeye çalışıyor, Ilgaz AŞ ortaklarını sürekli koruyordu. Devletin çıkarlarını değil de bu beş adet hainin avukatlığını yaptı durdu. Dedi ki: "Ilgazlar bu yenileme işinde para kazanmadı, zarar ettiler..." Ilgaz AŞ ortaklarını çok iyi tanıdığımdan: "İhaleyi çok ucuz fiyatla kapatırlar fakat işlerinin yarısı hep hilelidir. Buyurun araştırın. Bu binanın sıhhi tesisat işlerinde bile yüzlerce çürük ve paslı malzemeler kullandılar. Bunların listesini ben tuttum. Gördüklerime mi inanayım, size mi?"   Albay Hüseyin Işık'a "Dilekçemde yazdıklarım tamamen doğrudur. Yalan söylemem için bir sebep yok. Bu dilekçeyi yazabilmek için dört ay düşündüm. Vicdanım rahat değildi. Üstelik çocuklarımın ve benim başıma gelebilecek her şeyi göze alarak sizlere ulaşmaya çalıştım. Ben görevimi yaptım, bundan sonrası sizin bileceğiniz iş" dedim ve Ilgaz AŞ ortaklarının açmış olduğu mahkemeye sunmak için hazırladığım yazılı savunmanın bir örnek CD'sini Albay Hüseyin Işık'a teslim ettim. CD'yi Asteğmenlerden birine vererek çıktısını istedi.  12 sayfalık dilekçemi baştan sona okudu. Subay Orduevi'nden ayrıldım. 2004 Nisan ayının ortalarında gerçekleşen bu ifade işinde teslim ettiğim CD'nin ve içeriği savunma dilekçemin Albay Hüseyin Işık'tan alınarak aşağıdaki kopyası ile karşılaştırılması gerekmektedir.  Albay Hüseyin Işık'a teslim ettiğim savunma dilekçem :

                                 Kendi pisliklerini kapatmak için şahsıma iftira atan, 750 kilo hurda  çaldığımı iddia eden, akli ve ruhi durumumun yerinde olmadığını ispatlama yollarına giderek hainliklerinden kurtulmaya çalışan bu beş adet vatan haini, yukarıdaki dilekçem ellerine geçtikten sonra geri adım attılar ve davalarını geri aldılar. Bu namussuzlar hem şahsımın hırsız olduğunu iddia ederken, ardından da şahsıma 375 milyon TL havale ettiler. Madem ki ben hırsızım, neden bana para gönderiyorsun kardeşim? Ilgaz mafyasından ayrıldıktan tam 7 ay sonra gönderdiğiniz bu 375  milyon TL neyin nesi?Pislikleriniz ilgili makamlara ihbar etmemin ödülünü mü gönderdiniz?  İşte PTT makbuzu:

  Gönderici: Yonca İnş Taah Tur Tic San Ltd E.gazi Mah Aydınal Sk  ESKİŞEHİR

     04/03/2004-1807 Yazıya İstinaden.   375.000.000 TL Havale Tarihi: 02/04/2004

                 (Bu "Yazıya İstinaden" kısmı ortaya çıkarılsın da görelim.)

           Şahsımı "750 kilo hurda çalmakla" suçlayıp karakolda ifademi aldıran bu hainlerle savaşmaya, bildiğim belgeli pisliklerini cümle aleme sunmaya karar verdim. Çünkü hırsızlar sürüsü tarafından "hırsızlıkla" suçlanmak çok ağırıma gitti. 2004 Nisan ayının sonlarına doğru şahsıma bir aracı gönderdiler (Bu iyi niyetli aracıyı şimdilik deşifre etmek istemiyorum). Bu aracının getirdiği teklif aynen şuydu: "Üç-beş milyar verelim, deliliklerinden vaz geçsin, ekmek yediği kapıya sıçmasın... Yoksa mahkemelerde sürüm sürüm süründüreceğim." Ben de aynen şu cevabı gönderdim:"Söyle o hainlere, hırsızlıkların ve cinayetin bedelini  parayla değil, hapisle ödeyecekler... Ellerinden geleni ardına koymasınlar."

             Bu aracının geldiği gün Eskişehir İl Kültür Müdürü'ne çıktım, sözlü ihbarlarda bulundum. Fakat sayın Müdür gereğini yapmak yerine beni Gazetelere, Savcılığa ve Vali'ye yönlendirdi. Ben de en son önerdiğini uygun gördüm ve ertesi günü dilekçemi yazdım. Sayın Eskişehir Valisi ile birlikte dört gazeteye de gönderdim. İşte:

                                                                                                           26/04/2004

                                    Sayın Vali'm,

                Eskişehir'de Ilgazlar AŞ'nin sahibi Şenol Ilgaz'ın yaptığı Ilgaz Villaları (Eski Basma Fabrikası yanı) sit alanına girmektedir.

               Orada bir höyük vardır. Villaların temelleri kazılırken, bir çok tarihi eser bulmuşlardır. Şenol Ilgaz, bulduğu tarihi eserlerden bir kısmını villasının temeline gömdürmüş, bir kısmını satmıştır.

              Bu şahısın geçmişi araştırılırsa, olayların ortaya çıkacağı malumdur. Bu tarihi eserler kazı sırasında, ilk bulunduğu zaman ihbar edilmiş, suçunu vaadlerle ve para karşılığında işçilerinden birinin üstüne sarmıştır.  Şenol Ilgaz da bu şekilde suçlanmaktan kurtulmuştur.

              Her birinin değeri trilyonları bulan bu villalara imar iznini hangi kurumların verdiğini araştırmanızı arz ve talep ediyorum. Kanunlarımıza göre sit alanı ilan edilen topraklarda izinsiz kazı yapmak, temel açmak, bina yapmak suçtur, çivi dahi çakılamaz. Eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kanunları, Devlet arazisi üzerine gecekondu yapıp, sonra da belediyeler tarafından yıkılanlar için varsa,  Şenol Ilgaz ve ortakları için de olmalıdır. Eğer yoksa, bu kimseler kendilerini kanunların üstünde görürler ve kendilerince bir devletçik yaratırlar.  Kendi menfaatleri doğrultusunda kanunlar ve kurallar koyarlar.

             Devlet içinde devlet suçtur. Ülkemizde her kimse Türkiye Cumhuriyeti Kanunları'na uymayıp, kafasına göre birer devletçik kursa, ülkemizin geleceğinin ne olacağı malumunuzdur.

             Araştıracağınızı ve gereğini yapacağınızı umuyorum

             Saygılarımla...                                 

                                                                                              Kenan AKKUŞ

                   Sayın Vali Kadir Çalışıcı, bu dilekçemi işleme soktu ve bir hafta sonra Eskişehir İl Jandarma Komutanlığı'ndan telefonla arandım. Arayan Yüzbaşı Volkan Yılmaz'dı.  Dilekçemle ve söz konusu sit alanıyla ilgili bilgiler verdim, aynı zamanda da bu subaydan bilgiler aldım. (Bu bilgileri sonraki sayfalarda ayrıntılı aktaracağım)

                   20/05/2004  tarihinde  Başbakan Recep Tayyib Erdoğan'a hitaben çok kısa bir dilekçe yazdım. Kolonu patlatılan Subay Orduevi'nden, bir cinayetten, birinci dereceden korunması gereken sit alanına yapılan villalardan ve yağmalanan tarihi eserlerden söz ettim. Ayrıca, Eskişehir Başsavcılık Makamı'na gönderilmesi için ayrıca cinayet ihbar dilekçesi yazdım. Aynı tarihte Uğur Dündar'a da postaladığım Başbakanlık Makamı'nda işleme tabi tutulan bu dilekçeyi gönderdiğimin ispatı işte:

         ILGAZ MAFYASININ CİNAYETLERİ

        Aynı zarf içinde gönderdiğim cinayet ihbarı dilekçem işte:

                  Aşağıdaki dilekçeyi  Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na,  ihbarımın kaale alınıp araştırılması için Başbakanlık Makamı aracılığıyla gönderdim. Ayrıca aynı dilekçeyi, takip etmesi için Sayın Uğur Dündar'a aynı tarihte postaladım. Lokantalarda hamamböceği kovalamaktan fırsat bulamayıp, bu cinayete zaman ayıramayan Sayın Uğur Dündar'a, Türk Milleti adına "sitemlerimi" sarkıtırım.

 

                                                                                                                         20 / 05 / 2004     

                          Başbakanlık Makamı Aracılığıyla,

                          Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na,

                2002-2003 yıllarında ILGAZLAR AŞ, ESKİŞEHİR-ÇUKURHİSAR YONCA ASFALT ŞANTİYESİ'nde  bekçilik, aynı zamanda bu işyerinde TIR KANTARI tartımcısı olarak çalıştım.

                  Dilekçem, ILGAZLAR AŞ sahibi  Şenol Ilgaz'ın oğlu Mehmet Ilgaz'ın, kendi şirketlerinde "usta olarak" çalıştırdıkları KOCA USTA lakaplı (ismini bilmiyorum) şahısın ölümüne sebep olduklarıyla ilgilidir. KOCA USTA lakaplı şahısı tanımıyorum.  BU dilekçeyi vicdanımı rahatlatmak için veriyorum.

                  Koca Usta'nın kaza yapıp öldüğü gecenin akşamı, TIR kantarında asfalt yüklü kamyonları tartıp çıkışını yapıyordum.  Kamyon sayısı az olduğu için, Eskişehir'e gidip geri gelmeleri iki saati buluyordu. Bu saatler içinde kantarda, kamyonların dönüşünü beklemem gerekiyordu.  Boş oturmaktan sıkıldığım için, 50 metre ileride  asfalt makinasının kontrol kabinine iniyordum, asfalt üretiminden sorumlu  Metin ve kepçeci Ali İhsan Sertel ile vakit geçiriyordum. Bazen onlara çay demliyordum, çay bardaklarını yıkıyordum.  Asfalt işinin geç saatlere kadar devam edeceğini söylediler.  Fakat diğer taraftan bitüm'ün (asfalt malzemesi, zivt) az olduğundan söz ediyorlardı.  Gece saat 1'de iş biter diyorlardı.

                   Akşam saat 9 gibi Mehmet Ilgaz, mavi Volkswagen otomobil ile geldi. Mehmet Ilgaz asfalt makinasının kabinine girince dışarı çıktım, kabin kapısı kenarında bekledim.  Metin "Bitümün az olduğunu, kamyonlara iki tur daha yaptırabileceğini" söyledi.  Mehmet Ilgaz "mazotun durumunu" sordu. Metin, mazot tankına gidip kontrol ettikten sonra Mehmet Ilgaz'a "200-300 litre var" dedi. Mazotun bu iş için yeterli olduğunu, bitümün az olduğunu tekrarladı. Mehmet Ilgaz:"Usta'ya telefon edeyim de 500 litre mazot getirsin" dedi. Metin:"Mehmet Bey, mazot yeter. Koca Usta'yı bu saatte ayık bulamazsın zaten, rahatsız etme adamı" dedi. Bu sırada Ali İhsan, munkere kum doldurmak için kabinden ayrıldı. Mehmet Ilgaz da kabinden dışarı çıktı, cep telefonunu tuşladı: "Usta ben Mehmet, mazot azalmış, 300-500 litre al da gel" dedi. Usta mazotu getirmek istememiş olacak ki: "Başlarım senin kafanın kıyaklığından, hıyar, benim kafa da kıyak. Gecenin bu saatinde ben burdayım.  Kalk gel, zıkkımlandığından burada da var" derken, Metin'in viskisinden ve dolapta bekleyen  bira şişelerinden bahsediyor olmalıydı. Telefondan sonra Metin:"Mehmet Bey, mazota ihtiyacımız yok, telefon et usta gelmesin. Gece vakti bir yerlere vurur bu adam. Adama da yazık, arabana da..." dedi, Mehmet Ilgaz:"Si.... arabayı, biraz muhabbet ederiz, iki tek içeriz, sen arabayla evine bırakırsın" dedi. Gece saat on buçuk gibiydi.  Bu sırada kiralık kamyonlar asfaltı boşaltıp gelmişti. Tır kantarına gittim, sırayla kiralık kamyonları ve  şirkete ait iki kamyonu tartıp gönderdikten sonra,  Koca Usta'nın kaza yaptığını haber alıncaya kadar kantar kabininden ayrılmadım.

                 Mehmet Ilgaz otomobiliyle son sürat gitti. Ardından Metin, şirkete ait Reno Toros'la gitti. En son Ali İhsan, kepçeyle giderken kantarın önünde durdu, beni çağırdı. Koşarak yanına gittim "Hayrola, ne bu telaş?" diye sordum. Ali İhsan:" Ya ağabi, Koca Usta mazot getirirken, Satılmışoğlu Köyü'nün yakınında elektrik direğine vurmuş. Adam pisi pisine gitti. Halbuki Metin o kadar da söyledi Mehmet'e, adam bu saatte sarhoştur, mazotu getirtme diye."  "Ölmüş mü?" diye sordum, "Bilmiyorum, Jandarma telefon etti, adamı hastaneye kaldırmışlar" dedi ve kepçeyle hızla uzaklaştı.

                Saat gece yarısını geçmişti. Ali İhsan kepçeyle birlikte şantiyeye döndü. Kepçeye bağlı hurda yığını kırmızı bir arabayla. "Hastaneye telefon ettiklerini, Koca Usta'nın durumunun çok ağır olduğunu, sabaha çıkmaz dediklerini" söyledi.  Ali İhsan vicdanlı biriydi:"Metin o kadar söyledi bu adam sarhoştur, çağırma diye. Pisi pisine gitti, yazık oldu ustaya" diyordu. Çok üzülmüştük fakat yapacak bir şey yoktu.

                 "Koca Usta araba kullanmasını biliyor muydu? Ben bu adamın arabayla  buraya malzeme getirdiğini hiç görmedim" dedim. Ali İhsan:" Ya ağabi, Mehmet'in salaklığından, alkollü adama araba mı teslim edilir? Hem de mazot yüklü..." dedi, sonra Metin geldi Toros'la, Ali İhsan'ı alıp gittiler.

                  Sabah 5'te şantiyeye Şenol Ilgaz geldi, başka bir Toros'la. Yanında makam şöförü Mahmut vardı.  (Daha sonra bu makam şöförünü tekme tokat işten attığını görmüştüm).  Hurdaya dönmüş mazot tankerinin yanına gitti, ben de koşarak yanına gittim. Koca Usta'ya ana-avrat dümdüz gidiyordu. "Pezevenk belasını buldu, geberdi gitti, güzelim arabayı da götürdü" diyordu. Makam şöförü Mahmut bulunup, sorulabilir.  Hurda arabasını uzun uzun inceledikten sonra benden ifade almaya başladı:"Akşam neler oldu burada? İçtiler mi? Mazot hiç mi yoktu da sarhoş adamdan mazot istediler? Küfürle karışık sorularına sürekli "Bilmiyorum" diyerek karşılık verdim. Sonra asfalt makinasına indi. Yanında makam şöförü ve ben. Mazot tankına çıktı, içine baktı, küfürleri sıralamaya devam etti:"Burada 500 litre mazot var. En az üç gün gider. Bu adamı bunlar niye çağırdı, içki içmeye mi?" diye bağırdı, sonra asfalt makinası kabinine girdi, yarım şişe viskiyi, dört şişe açılmamış birayı gördü, sinirleri on kat daha kabardı. Bana sürüyle soru soruyordu. Cevap versem dövecek, sessiz kalmayı tercih ettim. Sonra küfürleri sıralaya sıralaya arabasına bindi, gitti.

                 Aynı günün akşamı iki adam geldi otomobille.  Koca Usta'nın yakınlarıymış. Hurda mazot tankerini görmek istediler, "Başınız sağolsun" diyerek hurda yığının yanına götürdüm. "Akşam böyle mevzular oldu, fakat söyleyemiyorum, acınız azalsın, ben sizi bulur söylerim" diyordum içimden. (Ilgaz AŞ isimli bu suç şirketinden ayrılır ayrılmaz, ilk işim bu oldu zaten. Koca Usta'nın evini buldum fakat eşi, evini kiraya vermiş, Muş-Varto'da polis olan damadının yanına taşınmıştı.  Koca Usta'nın ağabeyini tesadüfen buldum. Konuyu anlattım, şikayetçi olmaları ve şahsımı da şahit göstermelerini istedim.  Bu yaşlı adam, cinayete kurban giden kardeşinin eşiyle telefonda görüşerek olayları anlattı. "Ilgaz mafyasıyla uğraşılamıyacağını, Belasını Allah'tan bulmasını, acılarını sineye çektiklerini" söylediler. "Ilgaz mafyasının yakasını bırakmayacağımı, yasadışı tüm icraatlarıyla birlikte bu cinayetin  hesabını soracağımı" kendilerine arzettim. Koca Usta lakaplı Ruhi Güner'in alkolik olduğuna ve alkol tedavisi gördüğüne dair belge istedim. Şimdi bu belge şahsımda.)

                 Ali İhsan Sertel (Ilgaz'ın iş makinaları kullanan kepçecisi), merhametli fakat patronuna bağlı bir adamdır. Anlattıklarımın doğru olduğunu söylerse, merhametinden, yalan olduğunu söylerse, Şenol Ilgaz'a bağlılığındandır.  Mehmet Ilgaz'ı hiç sevmez. Bu anlattıklarımı itiraf edebilir. Ali İhsan Sertel'i Mehmet Ilgaz işten atar,  ertesi gün Şenol Ilgaz işe geri alır. Çünkü işini iyi yapar. İş makinaları kullanma ehliyeti olmasa da, iş makinalarını kullanmada üstüne yoktur. Ayrıca Şenol Ilgaz'ın bol miktarda "sır"larını bildiğinden, Ali İhsan'ı işten atmak işine gelmez. Metin ise bildiğini okur. Paradan çok içkiye önem verir. Servet sahibi olmuş, içki yüzünden bunları kaybetmiş uçuk biridir.  Eşiyle boşanmasına sebep içkidir. Mehmet Ilgaz her gün Metin'e bir şişe kaliteli viski alır, birkaç paket Malboro alır, karşılığında "bitüm hırsızlığı" yaptırır.   Metin, içkili kafayla yüksek gerilim hattı direğinin tepesine çıkar, tamirat yapar, ölümle oyun oynar.  Kısacası hayatında beklentisi olmayan biri.  defalarca alkollü araba kullanmaktan ehliyetine el konulmuştur. Alkol alan insanları kendine dost sayar. Merhametlidir.

                  Yukarıda anlattığım üzere, Koca Usta lakaplı Ruhi Güner, bile bile ölüme gönderilmiştir. Gönderen  Mehmet Ilgaz'dır.

                   Yüce Türk Adaleti'nin gereğini yapacağına inanıyor, saygılarımı sunuyorum.

                                                                                                            Kenan AKKUŞ

         Ruhi Güner'e ait daire, eşi tarafından kiraya verilmiş ve eşi Varto'daki kızının yanına taşınmıştır. Kiraya verilen bu dairenin tam adresi: Uluönder Mah. Şahap Sok. Gençler Apt. Kızının telefonu: (İlgilenecek makamlar şahsımdan alabilir)

           Başbakanlığa sunduğum bu dilekçemle ilgili kamu görevini yapmamış, ısrarlı ihbarlarım sümenaltı edilmiş, susturulmak için şahsıma bol keseden "hakaret davaları" açılmış, "gıyabımda" hapis cezaları yağdırılmıştır.  Başbakanlık Makamına sunduğum bu dilekçemin akibetinin meçhul olduğunu kamuoyuna duyuruyorum ve mahkemelere sunduğum, ancak bu mahkemelerde hakimler ve savcılar tarafından sürekli örtbas edilen açıklamalarımı bir kez daha yazıyorum:

            Başbakanlık Makamı'na yazmış olduğum 20.05.2004 tarihli dilekçemdeki dört konudan biri, şimdi aktaracağım cinayeti içermektedir. Şirketlerinde "usta" olarak çalıştırdıkları ve "alkolik" olduğu belgelerle sabit Ruhi Güner isimli şahısı bile bile ölüme gönderdiklerini ayrıntılarıyla Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'na da bildirdim. Bu olaya bizzat şahit olduğumu ilettiğim Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer, bu cinayetle ilgili bilgi almak yerine şahsımla alay etmiş, dalgasını geçmiş, sonra da "akli ve ruhi durumumdan" şüphe duyarak Adli Tıbb'a sevketmiştir. Şahit olduğum bu cinayetin aydınlanması için yardım istediğim Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılık Makamı, bu cinayeti aydınlatmak yerine, şahsımın "deli" olduğunu isbat için büyük bir gayret içine girerken, aynı konuda şahsıma "deli" raporu aldırmaya çalışan AKP'li Ilgaz mafyasının servet sarfettiği makamlar da şahsıma "deli" raporu aldıramamıştır. "Akli ve ruhi durumumun yerinde olmadığı, vesayet altına alınmam gerektiğiyle" ilgili davaları mahkemelerde reddedildi. (27/05/2005 tarihinde Esk. 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nde reddedildi. Hakimin şahsımı "tutuksuz olarak yargılanmasına" karar verdiği ara kararda reddedilen davalara da yer verildi. Hazırlık No:2005/6139 ve Esas No: 2005/401... Daha sonra bu dava uzun süre kayboldu. Cumhuriyet Başsavcılı'ğına ısrarla suç duyurlarında bulundum. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, "onanması için"  YARGITAY'a  göndermiş. Yargıtay 4. Ceza Dairesi de bu davayı geri göndererek "yargılanmanın kaldığı yerden devamını" talep etmiş. ) AKP'nin kurucusu Ilgaz mafyasının istekleri doğrultusunda  kirli oyunlara alet olan Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, bizzat ihbarda bulunduğum iki cinayetten biri olan Ruhi Güner davası ile ilgili ne yapmıştır, ifadelerinin alınması... Cinayete kurban giden bu şahısın kaza esnasında aşırı derecede alkollü olduğunu, Çukurhisar Jandarma Karakolu'nda tutanakların, AKP'li Ilgaz mafyasının istekleri doğrultusunda yazıldığını, hiç bir surette otopsi yapılmadığını, üstelik bu şahısın "alkol tedavisi gördüğünü" isbat eden belgelerin varlığını bildirdiğim halde, o zamanın Adalet Bakanı Cemil Çiçek ne yapmıştır, ifadesinin alınması... Bu cinayetleri örtbas etmekten başka ne yapmıştır ülkemizin Atatürkçü Başbakanı Recep Tayyib Erdoğan? Dört senedir iddia ettiğim gibi, Ruhi Güner isimli şahıs, Ilgaz mafyası içinde şöför olarak değil, motor ustası olarak senelerce çalıştı. "Alkolik" olduğuna dair raporlar olmasına rağmen, Ilgaz mafyasının dört numaralı babası Mehmet Ilgaz, önünü dahi göremeyen bu şahısı mazot yüklü tankere zorla bindirdi. Önünü dahi görmeyen bu şahıs da mazot yüklü tankerle elektrik direğine çarparak cinayete kurban gitti. Bu ifadelerimi doğrulayacak dört adet görgü şahidi vardır. Bunlardan ikisi hala Ilgaz Mafyası içinde çalışmaktadır. Israrla suç duyurularıma devam etmem sonrasında, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, bu olayda Ilgaz mafyasının suçlu olmadığını tarafıma yazıyla bildirmiş, şahsımdan ifade almak yerine internet sitelerimdeki iki adet cinayeti kasıtlı olarak birbirine karıştırmış, sümenaltı etmeye çalışmıştır. Bu iki cinayetle ilgili ısrarla şahsımdan ifade alınması taleplerim reddedilmiş, Ilgaz mafyası korunmaya devam edilmiştir, cinayetler zaman aşımına uğratılmaya çalışılmıştır. Savcıların görevi adaleti yanıltmak değil, suçlu olanı adalete teslim etmektir.  Bu olayın, tarafsızlığını yitirmiş Adalet Bakanlığımızca değil, İnsan hakları mahkemelerinin özellikle incelemesini beklemekteyim. Dört senedir ilgili makamlara sunduğum ayrıntılı dilekçelerimin Ağır Ceza Mahkemesinde incelenmesi gerekmektedir. Ruhi Güner'in eşi, kızı ve polis olan damadı, AKPARTİ'li Ilgaz mafyasından korktukları için davacı olmamışlardır. Makamına giderek bizzat şikayetlerimi ilettiğim Başsavcı Vekili Coşkun Mutluer'in şahsıma söylediklerini, isbat edeceğimi taahhüt ederek aynen aktarıyorum: "Mektubunun hiç bir tutar yanı yok. Kim okusa sana deli olduğunu söyler. Hani hırsızlığın belgeleri, göster bakalım? Bir adam ölmüşse sana ne? Yok mu bunun ailesi, onlar şikayetçi olsun. Sana ne oluyor? Kaçak villalar hani nerede? Hangi paftada, hangi parselde? Deli zırvalarıyla oyalama, vaktim yok. Çarşı polis karakoluna ifade mi verdin? Hadi isbat et? (Şahitimle birlikte verdiğimiz dilekçeleri yırtıyor. Yırttığı bu dilekçelerin içeriği: Şenol Ilgaz ve çetesi şahsıma pusu kuruyor, zorla bir çok belgeleri imzalatmaya çalışıyor. Bir şahit ve ses kayıtları mevcut.)" Başsavcı Vekili'nin de ses kayıtları  şahsımda mevcuttur.

               Yeri gelmişken bir ibretlik belge sunalım ve ardından kısa açıklama yapalım:

                 Yukarıda görüldüğü üzere, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın  Savcı Cemal Gürsel Sarıca ismiyle şahsıma postaladığı bu açıklamayı okudunuz. 20/05/2004 tarihli Başbakan'a sunduğum ifademi ve ardından ilgili makamlara sunduğum açıklamaları da okudunuz. Bu cinayetle ilgili Eskişehir Başsavcılık Makamı hiç bir surette bu olay ile ilgili ifademi almadığı gibi, bizzat ifade verme isteklerimi reddetti. Yukarıda altını çizerek sunduğum  "maktülün ölümünü PTT'den emekli bir şöför olan Müeyyid isimli şahısın para karşılığında üstlendiğini iddia etmiş ise de..."  Yukarıda anlattığım üzere, böyle bir ifademi okudunuz mu? Başsavcılık, her zaman olduğu gibi ihbarlarımı karartmanın yollarını aradı. Bu şahıs şöför değil, alkol bağımlısı bir motor ustasıdır. Alkolik olduğunun belgeleri vardır. Kaza yaptığı gece önünü göremeyecek derecede alkollü olduğunu söyleyecek 4 adet şahit 5 senedir ifade vermek için hala bekliyor. Aşırı derecede alkollü olan bu şahsın, mazot yüklü tankere zorla bindirildiğini söyleyecek iki adet görgü şahidi  ifade vermek için hala bekliyor. Kasıtlı olarak otopsi raporu dahi alınmadığı gibi, Çukurhisar Jandarma'daki yetkililer, Cani Mehmet Ilgaz'ın ifadeleri doğrultusunda tutanak düzenledi. Çünkü daha önce Çukurhisar Jandarma'ya çok kıyak geçti. Bu kıyak kısmı öğrenmek isteyen savcılarım, cinayetle ilgili başka bilgileri de şahsımdan bizzat almalıdır. İfadelerimi İnternetten alanlar, işte örnekte görüldüğü gibi işine geldiği şekilde karartmaya devam ediyor. "PTT'den emekli Müeyyid" kısmı, bir başka cinayete aittir. Bu cinayeti işleyen de Şenol Ilgaz'dır. Bu cinayetin içinde kırmızı bir Mercedes ve rüşvetle susturulan bir görgü şahidi Savcı vardır. İşlediği cinayeti  "PTT'den emekli Müeyyid'in" sırtına para karşılığında ve vaatlerle yüklemiş, cinayetten sıyrılmıştır. Senelerce cezaevinde yatan Müeyyid, cezaevinden çıktıktan sonra Şenol Ilgaz'ın yakasına yapışmış, Şenol Ilgaz'ın vaadettiği paraların ve yerine getirmediği konuların hesabını sormak istemiş, fakat kısa bir süre sonra ölmüştür. Ölmüş müdür? Öldürülmüş müdür? Eğer şerefiyle görevini yapmak isteyen bir savcımız hala kaldıysa, işte bu üçüncü cinayeti belgelerle şahsımdan öğrenebilir. Buyurun, bekliyorum...

         Başsavcılığın şahsıma gönderdiği belgeden anlaşılıyor ki:  malımızı, canımızı, namusumuzu  Devlet adına korumak ve kollamak adına maaş alan ilgili tüm makamlar, görevlerini  beş senedir yapmamaktadır. Beş senedir ısrarla anlattığım "Devlet Büyükleri"m,  ihbarlarımı araştırmak yerine, ILGAZ soyadlı namussuzlar sürüsünün Ak Parti kurucusu olmaları sebebiyle cinayetleri, hırsızlıkları, sit alanı yağmacılığını, tarihi eser kaçakçılığını, horumları, karaparaları, sahtecilikleri, rüşvetleri ve uyuşturucu ticaretini görmek istememekte, Türkiye Cumhuriyeti'nin sorumlu bir vatandaşını  linç etmeye devam etmektedirler. Bu namussuzları ihbar etmekle aslında "devlet memurlarına" hakaret ettiğim iddia edilip hapis ve para cezaları yağdırılmaktadır. Milli servetlerimize sahip çıkmamın ve yaşanan yasadışı işleri ihbar etmemin karşılığı şu anda 8 sene hapis cezasıdır. Bir başka ülkede olsaydım, devletimin yetkilileri  şimdi onur madalyası verirdi. Ben madalya falan istemiyorum kardeşim. Münasip yerlerine soksunlar. Fakat önce bu vatan hainliklerine bir nokta koysunlar.

          Yukarıdaki belgenin en sonunda diyor ki: “CMK’nun 172 ve 173. maddeleri gereğince, kararın bidirim tarihinden itibaren işleyecek 15 günlük yasal süre içinde  Kütahya Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz yolu açık olmak üzere” diyor. Yani demek istiyor ki  Eskişehir mahkemelerinin itiraz etme yeri, yani üstü Kütahya mahkemeleri…

          Kütahya’ya giderek Başsavcısı Cemil Kuyu ile görüştüm. Eskişehir’deki yasadışı işleri ve cinayetleri makamında anlattım. Eskişehir Başsavcısı ve Başsavcı Vekilinin taraflı davranarak suçları örtbas ettiğini ilettim ve yardım istedim. Hatta reddi hakim talebinde bulunduğumu ve bunun kabul edilmediğini, bu sebeple Kütahya’ya yerleşip mahkemelere Kütahya’dan katılmak istediğimi, bu konuda yardımcı olmalarını istirham ettim. “Eskişehir savcılarının ve mahkemelerinin amiri ben değilim, mahkemeleri Kütahya’ya taşıman da mümkün değil, Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel Müdürlüğü’ne şikayetlerini ilet” tavsiyesinde bulundu ve uğurladı. Madem ki böyle, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı neden "itiraz hakkımı" Kütahya'ya sunmamı talep ediyor? Kimler kimlerle dalgasını geçiyor, Allah bin türlü belasını versin...

           Kütahya Başsavcısı’na hitaben yazdığım dilekçe işte:  057.htm

          Adalet Bakanlığı Ceza işleri Genel  Müdürlüğü’ne çok sayıda dilekçe yazdım ve her defasında bu suçlu şahsılar araştırılmadan AK’landı. Şahsımdan ifade alan Baş Müfettişler susturuldu. Bu müfettişlerden biri Şevki Arkar. Bu müdürlükteki Ramazan Kaya isimli hakimle makamında bizzat görüştüm, konulardan haberi olmadığını, fakat altındaki imzanın kendisine ait olduğunu söyledi. Yani bu dilekçeler işleme girmedi ve usulen şahsıma  “soruşturmaya yer olmadığına” cevapları geldi. Şahsıma gönderilenleri  tıklayarak inceleyiniz:  024.htm

          AKP’nin boyunduruğu altındaki Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nden farklı bir şey mi bekledim acaba? Cinayetler dahi kapatılıyorsa bu memlekette, söyleyecek tek sözüm kalıyor: Allah belanızı versin… Büyükerşen gibi barsak kanserine yakalanırsınız da kan sıçarsınız inşallah... Amin...

           Belgeli gerçekleri  TIK'layarak bir başka sayfada okumaya devam edelim...                           

                                                DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ  

 

 

                                 BAŞBAKAN TAYYİP'E SORUYORUZ

                  70 adet kaçak villanın bulunduğu aşağıda fotoğrafı görülen arazi, birinci dereceden korunması gereken sit alanı mı, değil mi?  Eğer zerre kadar namus, şeref, haysiyet, onur sahibi isen,  bu soruyu cevaplarsın.

                           

                                  BAŞBAKAN TAYYİP'E SORUYORUZ

                  Aşağıda fotoğrafı görülen yağmalanmış höyük, 2600 yıl önce yaşamış Frigya Kralı Midas'ın mezarı mıdır, değil midir?     Eğer zerre kadar namus, şeref, haysiyet, onur sahibi isen,  bu soruyu cevaplarsın.